Install Theme

Aki Kaurismäki: Şeytan İcadı

image

Aki Kaurismäki, geçtiğimiz günlerde filmlerini olası seyircisine ulaştırabilmek adına dijital ortama aktardığını duyurmak için açık bir mektup yayınladı. Bu vesileyle “Şeytan icadı” olarak nitelediği dijital sinemayla ilgili görüşlerini de açıklayan Kaurismäki’nin bu mektubunu Kaurismäki Dotları Cemiyeti adına çevirdik.


ŞEYTAN İCADI

"Bildiğimiz insan kültürünü yok eden, mesleğimizi elimizden çalan, bizi yapay zekanın uzun vadede kölesi yapan (kendimize çiftlik hayvanı olarak davranır gibi) dijital/sayısal teknolojiyi şeytan icadı olarak görsem de aynı zamanda yapılan şeyin geri alınamayacağının, Alâeddin’in lambasından çıkan cini içine yeniden yerleştirilemeyeceğinin de bilincindeyim, inek kaçtıktan sonra kapıyı kapatmanın ya da dökülen sütün ardından ağlamanın bir anlamı yok.

Bu yüzden (ve çünkü başka bir yolu yok), mütevazi filmlerimi olası izleyiciye ulaşılabilirliğini devam ettirmek için, şimdilik bilinmeyen biçimlerde olan bir kaçıyla ve yenilerinin dijitale aktarmasını henüz bitirdim.

Kabul ediyorum ki her ana rengin kendi tamamlayıcı renginin mahkumu olduğu geleneksel filmle rengin dijital tanımını karşılaştırmak çocukça bir şekilde kolaydır. Filmle karşılaştırınca, dijital görüntünün yüzeyi ölüdür ve ölü kalır, çünkü bu filmin yüzeyinde bir tür titreşim oluşturan fotokimyasal tepkimeye ya da ışığa dayalı değildir. Ve işte bu yüzden Fince biz buna ”elokuva” (‘canlı görüntüler’) diyoruz.

Devamını Oku

Grails: Bir Uzay Yolculuğu

image

Geçtiğimiz haftasonu, 23 Mart Pazar günü Borusan Müzik Evi’nde Portlandlı grup Grails vardı. 2000’lerin başından bu yana grubu dinleyenler için özellikle Istanbul’da verecekleri bu ilk konserleri heyecan vericiydi. Üstelik Avrupa turnelerinin bir parçası olan, grub üyeleri Alex Hall ve Emil Amos’un yan projesi, Lilacs and Champagne’i de dinleme şansını elde edecektik.

Borusan Müzik Evi’nde gerçekleşen bu etkinlik isabet ki masa/oturmalı ve ayakta olarak ayrılmamıştı. Yine de mekanın ortalarına fazladan yer kapladığını düşündüğüm ve gereksiz bulduğum bir kaç uzun masa yerleştirilmişti.

Mekanda sahnenin aşağıda olması ise seyircinin müzisyenlere yakın olmasını sağlıyor ama müzisyenler için, özellikle yabancı oldukları bir yerde bu kadar dinleyiciye yakın olmak onları -bazılarını- uzaklaştırıyor olabilirdi. Seyirci için de aynı durum geçerli olabilir tabii ki, ayrıca alanın bu ortak görünümü, ışıklandırma her ne kadar gruba yönelik de olsa ön taraftan grubu izleyen seyirci için birbirini görme ve gözlemleme olanağı daha fazla vermesi de mekanın diğer özelliklerinden biri sanıyorum.

Devamını Oku

Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra ‘Blues’

image

Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra, geçtiğimiz hafta 13-14 Mart Salon IKSV’nin konuğuydu. Kanadalı grubun ülkemizdeki ilk konserleri ülkenin siyasi ve sosyal durumuna uygun karamsar, politik ve hüzünlüydü. Grup da zaten bilindiği üzere özellikle grubun gitaristi ve vokali Efrim Menuck aktivist kimliğiyle tanınıyordu. İki gün konser vermeye gelecek grubun da memleketin ahvaline kayıtsız kalamayacağını da öngörmek aslında zor değildi.

Bundan altı yıl önce Paris’te Bataclan’da grup henüz A Silver Mt. Zion iken canlı dinleme şansını elde etmiştim ve Efrim hazır cevap ve sivri diliyle konser boyunca seyirci ile sürekli diyalog halinde olmuştu.

Devamını Oku

Aki Kaurismäki’den Richard Ayoade’ye The Double

image

Aki Kaurismäki’yi kimliğimin bir parçası olarak gördüğümden ne zaman onu ve onun filmlerini anımsatacak bir şey izlesem o izlediğime saplanıp kalıyorum. Richard Ayoade’nin Submarine'den sonra gelen ikinici filmi Dostoyevski uyarlaması The Double (Öteki) da bu filmlerden biri.

Ayoade’yi Submarine’de Fransız Yeni Dalgası’na olan ilgisini bilerek izlemiştim. The Double’ı izlemeden önce Ayoade’nin Kaurismäki hayranı olduğunu ise bilmiyordum. Filmi izlerken sıklıkla Kaurismäki’nin filmleri aklıma geldi bu benim ona olan sevgim ve bağlılığımdan da olmuyordu, çünkü filmi izledikten sonra Ayoade’nin bir röportajında ”Aki Kaurismaki Suç ve Ceza'yı uyarlamıştı. Onu seviyorum, bence o muhteşem, benim en sevdiğim yönetmenlerden biri” sözlerini okudum. 

Kaurismäki’nin Rikos ja rangaistus (Suç ve Ceza, 1983)’yı çekme öyküsü genç Kaurismäki’nin Hitchcock’un Dostoyevski’nin sinemaya uyarlanmasının zor olacağı sözlerini okumasına ve Kaurismäki’nin kendi sözleriyle ”şimdi sana göstereceğim yaşlı adam” hikayesine dayanır. Ayoade’nin The Double’ı ise belki de Kaurismäki’ye hayran genç bir yönetmenin Suç ve Ceza’yı izlemesine dayanıyor.

Devamını Oku

Boyhood: Dasein’dan Film-Oluş’a

image

Bir film üzerine yazı yazmak film izleme deneyimine göre değişir. Bazen bir film yazısı uzun ya da kısa bir tanıtıma benzer, filmde seyirciye bir şeyler ulaşmamış gibidir, bazen iyi ya da kötü bir eleştiriye kapı aralanır film seyircinin kafasında soru işaretleri bırakmıştır, bazen de bir analize dönüşür filme duyulan yoğun ilgi onun içine girip filmin hissettirdiklerinin düşünmeyi zorunlu kılar. 

Başlığın da salık verdiği üzere bu yazı da filmi izlerken hissetiklerimi -bir nevi geriye doğru- anlama ve düşünme sürecim sonucu bir felsefi bakışa, analiz dönüşecektir ya da zaten orada duran filmin hissiyatı ve filmin düşüncesi kaleme alınacaktır.

Richard Linklater’ın yazıp, yönettiği Boyhood, annesi ve babası ayrılmış bir çocuğun büyüme sürecini konu edinir ve film, yaklaşık on iki yıllık bir sürede filmin konusundan doğan fikirle oyuncular hiç değişmeden 35mm çekilir. Anne’yi Patricia Arquette, Baba’yı Ethan Hawke, Kız kardeş Samantha’yı Lorelei Linklater, başkahraman Mason’ı ise Ellar Coltrane canlandırır. Seyirci, yönetmen ve oyuncularla birlikte Mason’ın bu büyüme öyküsüyle gerçek bir büyümeye, gelişmeye, değişmeye tanıklık eder. Filmin 2002 yılında çekilmeye başlanıp 2013’te bitirilmiş olduğunu da düşünürsek arada gerçek zamanlı olarak Mason’la birlikte büyüdüğümüzü de düşünebiliriz.

İki saat kırkbeş dakikaya sığdırılan filmin canalıcı özelliğiyle yönetmeni Linklater’ı bir zaman kaydediciye, bir tarihçiye de dönüştürürken, Linklater’ın kendi film geleneğini de terk etmeden alışık olduğumuz dinamik insan ilişkileri ve felsefi diyaloglarıyla da iyi bir hikaye anlatıcısı olduğunu bir kez daha gösterir. 

Devamını Oku